Image Hosted by ImageShack.us
Menü
  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Arşiv
  • Rss
  • Son Yazılarım
  • ...:::DİNİ HİKAYELER VE KISSALAR:::...
  • Başlıksız
  • Başlıksız
  • Çanakkale’de destanlar yazan bir mücahid: SEYİT ONBAŞI
  • HoŞGeLDİN RAMaZAN..
  • ORUÇTAKİ GÜZELLİKLER..
  • Tarihten Alacağımız Dersler Var..!
  • ---BERAAT KANDİLİ---
  • BATIL...
  • FESAD NeDiR..?
  • TAKVA
  • FİTNE
  • TAĞUT
  • İLAH
  • CUMA'ya ÖZeL..
  • ÂHİR ZAMAN...
  • Peygamberimiz (A.S) Dünyaya Geliyor
  • BESMELE
  • HİCRET..
  • SÜNNET
  • Tavsiye Siteler
    Ey İnsanlar


    Günlük Söz
    Sorularla İslamiyet
    Başörtü
    Image Hosted by ImageShack.us
    Blogcu Arkadaşlar
  • ahsennur
  • 1984nilufer
  • dualarla
  • yolcugidiyor
  • fuadyusufoglu
  • cennetgozlumasilsevdam
  • 114
  • affeyleallahim
  • ustadbediuzzaman
  • amenna
  • resulevuslat
  • mnelam
  • allame
  • sahabeler
  • mevlana1
  • canacansin
  • avsarkizi
  • 93busra
  • bennur76
  • alternative
  • sohbetsevenler
  • agustosyagmuru50
  • sevgiyolcusu
  • abdulhamid
  • nurluyollar
  • aydanur42
  • ankebutulu13
  • islaminyukselisi
  • 61kubra61
  • sanageleyim
  • 02323
  • usta28
  • Son Dakika Haberleri
    <
    Gazete
    Reklam

    BİR mumda SEN yak

    <- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->



    28/10/2007

    Çanakkale’de destanlar yazan bir mücahid: SEYİT ONBAŞI

    Düşman zırhlılarından bir tanesi (Ocean) sağa sola alev kusarak hızla ilerliyordu. Seyit Onbaşı, hemen istihkamdaki toplara bir göz attı. Bir tanesi dışında hepsi kullanılamaz derecede hasara uğramıştı. Çalışır vaziyette olan topa ait mermileri kaldırıp namluya sürülmesine yardımcı olan vinç tertibatının parçalanmış olduğunu fark etti. Ama birşeyler yapmalıydı...

     

    Çanakkale savaşlarında komutanından erine kadar herkes, çok büyük bir gayretle savaşmıştı. Dost düşman herkes bilir ve ifade eder ki, yaptıkları savaşın bir ‘cihad’ olduğunun şuuru içinde olan Türk Askerleri, ellerinden gelen ve insan olarak yapmaları gereken tüm gayretleri gösteriyorlardı.

     

    Bir İngiliz yazarı 18 Mart 1915 günü yapılan büyük deniz savaşında Türk topçusunun gayretlerini şöyle anlatır:

    “Türk askerlerinin yedi saatlik uzun bombardıman sırasındaki tutumları hayranlık uyandırıcıdır. Gelibolu kıyısında, Kilitbahir’deki Türk topçusunu izleyenler, onların önüne geçilmez bir inançla savaştığını, askerler top başına koşarken imamların dua okuduklarını anlatır. Burada görülen, savaşın alışılmış heyecanının da ötesindedir. Türk askerleri bir dini heyacan, kafire karşı savaşmanın getirdiği bir duygunun etkisindedir. Bu nedenle uçuşan şarapnellere ve patlıyan mermilere aldırmaksızın kendilerini ileri atarlar.” (Gelibolu, Alan Moorehead, şubat 2002, Doğan Kitapçılık- sahife 66)

    İşte bu cihad etme şuuruyladır ki, askerlerimiz arasında eşi ve benzeri duyulmamış olaylar yaşanmıştır.

    Çanakkale cihadının bu enteresan olaylarından birisi de Seyit Onbaşı’nın başına gelenlerdir. Aslında Seyit’in yaptığı kahramanlığın, bilinen tabiat kanunları ile izahı yoktur. Elbette bir izahı vardır, ama bu izah ancak Nusretullah, (Allah’ın yardımı)  kavramıyla anlamını bulur.

    Şimdi olayı nakledelim:

     

    Büyük patlama...

     

    18 Mart günü saat 17.00 olmuştur. Deniz savaşı bütün hızı ve şiddeti ile devam etmektedir. O ana kadar Türk topçusunun maharetli atışları ve Nusret’in gizlice döktüğü mayınlarının yardımı ile düşmanın, Bouvet zırhlısı batırılmış, Inflexible ve Irresistible ise  ağır yaralanarak yan yatmış, düşmanda bir panik havası görülmeye başlanmıştı. Yan yatmış olan Irresistible’in hemen yanından, Ocean isimli zırhlı, bağından boşanmış azgın bir at  gibi, tekme savururcasına, sağa sola ateş kusarak pervasız bir şekilde ileri gitmeye başlamıştı. Bilhassa Rumeli Hamidiye ve Rumeli Mecidiye tabyaları bu zırhlının açtığı ateşlerle toz duman içinde kalmıştı.

    Tam o sırada Rumeli Mecidiye tabyasının ağır toplarının bulunduğu kısma Ocean’ın fırlattığı büyük bir düşman mermisi düşmüş, tabyanın cephaneliği isabet aldığından büyük bir infilak meydana gelmişti. Taş toprak ve insan parçaları havaya savrulmuş, tabya toz bulutları içinde kalmıştı.

     

    Tabyada topçu yardımcılığı yapan, Balıkesir’in Havran-Çamlık (bügünkü ismiyle Kocaseyit) Köyü’nden Mehmet oğlu Seyit Onbaşı, patlamanın tesiriyle üzerine örtülmüş olan taş toprak parçalarını silkeleyip, başını kaldırdı, sağa sola bakındı. Hâlâ yaşıyordu. Şükür yaralanmamıştı da. Yanıbaşında takım arkadaşı Ali’yi gördü:

     

    -Arkadaşlar nerdeler?

     

    -Arkadaşlar mertebelerini buldular. Hepsi şehit oldular. Sadece sen ve ben kaldık.

     

    Seyit doğrulup boğaz sularına bir göz attığında çok heyacanlandı. Düşman zırhlılarından bir tanesi (Ocean) sağa sola alev kusarak hızla ilerliyordu. Hemen istihkamdaki toplara bir göz attı. Bir tanesi dışında hepsi kullanılamaz derecede hasara uğramıştı. Çalışır vaziyette olan topa ait mermileri kaldırıp namluya sürülmesine yardımcı olan vinç tertibatının parçalanmış olduğunu fark etti. Ama birşeyler yapmalıydı.

     

    İşte o an

     

    Yerde, çalışabilir vaziyetteki topa ait dört adet mermi vardı. Sağına soluna bakındı başka mermi de kalmamıştı. Topun atış yapabilmesi için yerde duran mermilerin, birkaç basamaktan oluşan topun merdiveninden yukarı çıkarılıp namlu haznesine sürülmesi gerekiyordu. Ani bir kararla mermilerin yanına gitti. Arkadaşına:

     

    -Gel Ali! Yardım et de şu mermiyi sırtıma alayım.   Dedi. Arkadaşı şaşkın şaşkın bakarak:

     

    -Bu mermilerin her biri 215 okka(275 Kg.) çeker. Kaldıramazsın Seyit! dedi.

     

    -Bir deneyelim! diye cevap verdi.

    Ellerini toprağa bulayıp tuttukları mermiyi Seyit’in sırtına koymaya muvaffak oldular. Seyit kemiklerinin çatırdadığını duyar gibi oldu. Gözlerinin önünden şimşekler geçtiğini zannetti. Boyun damarları parmak gibi dışarı çıkmıştı. Hafif sendeledikten sonra topun merdivenlerini teker teker, yavaş yavaş çıktı. Arkadaşının yardımiyle  mermiyi topa sürmeye muvaffak oldu. Nişan tertibatını yeniden ayarlayarak besmeleyle ateşledi. Bu üçüncü mermi, gemiye kıç tarafından  su hizasından isabet edip patladı. Geminin dümen tertibatı parçalandı. Dümensiz kalan gemi geniş yaylar çizerek başıboş sürüklenmeye başladı.

    Koşar adım yanlarına gelen batarya komutanı Hilmi Bey, yanlarında iki Alman subayı olduğu halde takdir dolu gözlerle bakarak:

    -Sen miydin Seyit? Vurdun gemiyi, dedi.

    Ocean sulara gömülüyor

     

    Az sonra kulakları sağır eden bir patlama oldu. Denize baktıklarında az önce Seyit’in dümenini tahrip ettiği, başı boş dolaşmaya başlayan geminin, siyah dumanların içinde kaldığını, dumanlar biraz dağıldığında da yan tarafa doğru yatmakta olduğunu gördüler.

    Evet Ocean başıboş ve dümensiz kaldığı için Nusret’in mayınlarından birine çarpmış ve hızla batıyordu. Siperlerin arkasından ve gözetleme yerlerinden tekbir sesleri yükseliyor, alkışlarla ortalık çınlıyor, birbirlerine sarılan komutan ve  askerler sevinç gözyaşlarına boğuluyordu... Seyit Onbaşı’nın attığı mermi, bir tek mermi, çılgın Ocean’ı durdurmakla kalmamış savaşın kaderini de değiştirmiştir.

     

    Ertesi günü istihkamları tek tek dolaşmaya başlayan Müstahkem Mevki Komutanı Cevad Bey, Seyit’in kahramanlığını öğrenir:

    -Evladım  bu mermileri nasıl kaldırıp, topun namlusuna sürdüğünü bize gösterebilir misin?

    Seyit biraz mahcup bir eda ile, aynı türden bir merminin yanına gider, ellerini toprağa sürer, besmele çekerek mermiye sarılır, fakat mermiyi yerinden bile kımıldatamaz. Bu tarihi olayın belgelenmesi için,  merminin ağaçtan bir modelini yaparlar, Seyit Onbaşı’ya bunu kaldırtarak fotoğrafını çekerler. Gerçekten de bu fotoğraf dünya basınında yer almış ve bugün de arşivlerde mevcuttur.

     

    Çanakkale Savaşları’nın kaderini değiştirenler unutulur mu?

    Hangi mülahaza ile yapıldığı bilinmez ama, Seyit Onbaşı’nın tarihi fotoğrafında mermiyi sırtında taşıdığı görülmektedir. Fakat olay yerinde bulunan heykelde kucağında taşıttırılmıştır. Madem bir heykel yapılacaktı, aslına uygun yapılsa idi daha isabetli olmaz mıydı?

    Seyit Onbaşı’nın hikayesi çok basit bir hikaye değildir. Cihadı, şartlarına uygun olarak gerektiği gibi yapan, sonra da içten bir besmele ile gereğini yerine getirmeye çalışan bir mücahid’in, nasıl Allah’ın yardımına mazhar olduğunun, bu yardım dolayısiyle, savaşın büyüklüğü karşısında, çok küçük gibi kalan bir merminin, o büyük savaşın kaderini nasıl değiştirdiğinin, canlı belgesini bizlere sunmaktadır.

     

    Balıkesir’in Havran, Çamlık köyünden olan Seyit Onbaşı, savaştan sonra köyüne dönmüş, mesleği olan çiftçilikle uğraşırken, yoksul bir vaziyete düşmüş ve öyle yaşamış olduğunu okuyoruz.

    Sonradan, Atatürk’ün, savaşın geçtiği yerlere yapmış olduğu bir ziyaret sırasında, Seyit Onbaşı’yı hatırladığı, kendisinin savaşın kazanılmasında çok önemli bir görev yaptığını ifade ettiği, kendisi ile ilgilenilmesi direktiflerini verdiği bilinmektedir.

    1939 yılında köyünde vefat eden Seyit Onbaşı, Çanakkale Cihad’ının ve zaferinin adeta bir sembolü haline gelmiştir. Bugün şehitlikleri ziyaret edenler, Seyit’in ve şehit arkadaşlarının ruhuna bir fatiha okumadan geçemezler.

    Acı ama gerçek...

    Bazı “kitap” yazarları ve “belgesel” ciler, gerek yazdıkları kitaplarda, gerekse çektikleri belgesellerde Seyit Onbaşı olayını hiç olmamış gibi es geçerler. Çanakkale savaşlarını bir dostluk savaşı gibi takdim eden ve o günkü düşmanlarımızın ne kadar kahraman (!) olduklarını bize anlatmaya çalışan bu “Çanakkaleciler” le birebir görüştüğünüz zaman da, Seyit olayının çok abartıldığını, halbuki kaldırdığı merminin 150 kg. bile gelmediğini, ifade ederek, size cevap verirler...

    Onlara göre, köyünde odun kütükleri ile uğraşan Seyit’in iri ve antrenmanlı vücuduyla bu mermiyi kolaylıkla kaldırmış olması mümkündür. Olağanüstü bir durum yoktur...

    Düşmanlara bile kahraman derken, asıl kahramanlarımızdan merhum  Seyit’i görmezden gelenlere şöyle seslenmek istiyorum:

    Efendiler!

    Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?

    Madem iri vücutlu seyit bu 100-150 kg lık mermiyi kolaylıkla sırtlayıp götürmüştü de, o günkü komutanları niçin fotoğrafını çekip dünya basınına servis etmişlerdi? Yoksa bu fotoğraf fotomontaj mı? Seyit gibi iri yapılı bir sürü er varken size göre hiçbir olağanüstülük taşımayan bu mermi olayını niçin anlatmışlardır? Diyebilirsiniz ki, o savaş ortamında bir propaganda olarak böyle bir şey uydurulmuş olabilir?

    O zaman şunu da izah edebilir misiniz? Mustafa Kemal Atatürk savaştan çok sonra cepheyi gezerken, Seyit Onbaşı’yı niçin buldurmuştur.

    Niçin kendisinden takdir dolu sözlerle bahsetmiştir? Niçin Balıkesir Valisine Seyit’le ilgilenmesi talimatını vermiştir?

    Size göre Atatürk de mi olayı abartmıştır? İyi de Atatürk o savaşın içindeydi. O mu olayı yakınen biliyor yoksa siz mi?

    Seyit 276 kg lık bu mermiyi cihad şuuru ve Allah’ın yardımıyla kaldırmıştı. Bu kavramlara “hurafe” diyebilen sizler! Yoksa siz Atatürk’ü de hurafeci mi ilan edeceksiniz?

     

    Utanın, utanın!

     

    Gidin bugünkü Kırıkkale mühimmat fabrikasına da, sizin için hoş olmasa bile, o günkü orada bulunan topların mermilerinin kaç okka çektiği gerçeğini öğrenin. Çanakkale gerçeğini ve kahramanlarımızı milletimize unutturamazsınız!!! Kendi kahramanlarımızı ve Allah’ın yardımlarını görmezden geldiğiniz, böyle belgeselleri ve kitapları da alın başınıza çalın!

    Seyit Onbaşı’nın ve tüm şehit ve gazilerimizin ruhları şad olsun!

    Olayın geçtiği Rumeli Mecidiye Tabyasının bu günkü hali de içler acısıdır... Orasını da manzum olarak anlatmaya çalışalım ki, birilerinin belki yüzü utançtan kızarır da dikkatini çekmiş oluruz

     

    MİLLİ GAZETE 18.03.2006

     

    Bu olay Ekrem Şama’nın yazdığı ŞU BOĞAZ HARBİ isimli kitaptan alınmıştır

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


    Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

    6 Yorum Yazılmıştır

    1. Yazan: sevgiyolcusu | Tarih: 2008-01-28 01:14:04
      Konu: Esselamü Aleyküm
      Esselamü Aleyküm

      Günde 2 sayfa Kuran okuyarak 15 ayda 31 hatim yapmak ister misiniz ?

      Evet ise

      islamdannurlar@gmail.com

      veya

      islamdannurlar@hotmail.com

      adresine adınızı ve soyadınızı atmanız yeterlidir.

      Hatimlerimiz 28 Ocak 2008 Pazartesi günü başlayacaktır.

      Adresinize bilgiler gönderilecektir.

      Bağlantı »

    2. Yazan: sibelim69 | Tarih: 2008-01-11 17:32:47
      Konu: SELAMLAR
      NASILSINIZ? UMARIM İYİSİNİZDİR!...
      RABBİM YOL GÖSTERİCİNİZ OLSUN İNŞALLAH RAHMAN...
      ARKADAŞIM İSTEME EKLEDİM BİLGİNE...
      S.A

      Bağlantı »

    3. Yazan: dualarla | Tarih: 2007-12-19 09:16:01
      Konu: bayram
      Bayramlar berekettir, umuttur, özlemdir. Yarınlar niyettir. Kestiğiniz kurban ve dualarınız kabul olsun, sevdikleriniz hep sizinle olsun.. Kurban Bayramınız mübarek olsun

      Bağlantı »

    4. Yazan: kardelensiz | Tarih: 2007-12-09 18:37:36
      Konu: s.a
      merhabalar arkadaşım güzel bir hafta geçirmen dileğiyle allaha emanet ol..

      Bağlantı »

    5. Yazan: ResuleVuslat | Tarih: 2007-12-07 13:49:18
      Konu: s.a
      İnsan vasfında yürüten rabbimiz İslam ve ihsan evsafında tevazu vekar ilim irfan hikmetle de yolunda adım atmaya muvaffak kılması temennisiyle.Hayırlı Cumalar.

      Bağlantı »

    6. Yazan: siiringozyaslari | Tarih: 2007-11-17 10:09:21
      Konu: s.a
      Yazılarınızı okuyup çok beğendiğimi belirtmek isterim.Güzel yazılarınızın devamını diliyorum.Saygılarımla...

      Bağlantı »

    Sehadete Davet
    Allah'ım! Recep ve Şaban ayını bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır.(Amin)Camiü's-Sağîr, 2:90; Râmuzu'l-Ehâdis, 532
    Bannerlar
    Hazirlayan : Sehadete Davet
    Esma'ül Hüsna
    Veda Hutbesi

    Veda Hutbesi

    Bismillahirrahmanir rahim

    EY İNSANLAR!

    Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyor um, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

    İNSANLAR!

    Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


    ASHABIM!

    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


    ASHABIM!

    Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

    ASHABIM!

    Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


    İNSANLAR!

    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

    İNSANLAR!


    Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

    hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


    MÜ'MİNLER!


    Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

    MÜ'MİNLER!

    Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


    ASHABIM!

    Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

    İNSANLAR!

    Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

    İNSANLAR!

    Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

    İNSANLAR!

    Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

    "-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

    Şahid ol yâ Rab!

    Şahid ol yâ Rab!

    Şahid ol yâ Rab!

    Sohbet

    Namaz Zamani
    Hadis Ve Dua

    Dosyalar
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Kuranı Kerim
    Günün Resmi
    Günlük Yazi
    Ziyaretçi
    [youtube=425,350]http://www.youtube.com/watch?v=d0C-QvQS9Ds&eurl[/youtube]
    © <$Blogcuya Uyarlama$> Düzenleyen AFFEYLE_ALLAHIM