<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>«««HOŞGELDİN YA RAMAZAN»»»...(¯`·._.·[ ««« SEHADETE DAVET »»» ]·._.·´¯)...SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ...</title>
        <description>Vurulup,tertemiz anlından uzanmış yatıyor,bir hilal uğruna ya rabb, ne güneşler batıyor! ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! gökten ecdad inerek öpse o pak anlı değer. ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhid'i... bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.Ey şehid oğlu şehid,isteme benden makber, sana aguşunu açmış duruyor PeYGaMBeR!!!
</description>
        <link>http://sehadetedavet.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Sun, 08 Nov 2009 01:56:00 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>...:::DİNİ HİKAYELER VE KISSALAR:::...</title>
            <link>http://sehadetedavet.blogcu.com/dini-hikayeler-ve-kissalar_7287261.html</link>
            <guid>http://sehadetedavet.blogcu.com/dini-hikayeler-ve-kissalar_7287261.html</guid> 
            <description>&lt;P align=center&gt;3 SORUYA VERİLEN 3 CEVAP&lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;Genç bir delikanlı senelerce yurt dışında okuduktan sonra vatanına&lt;BR&gt;ateist olarak geri döner. Üç sorusuna hiç kimse cevap veremediğinden dolayı&lt;BR&gt;canı gayet sıkıntılıdır. Ebeveyni oğullarına yardım etmek niyetiyle büyük&lt;BR&gt;ilim sahibi olan köyün hocasına götürürler. Hoca ve delikanlının arasında&lt;BR&gt;geçen dialog şöyle devam eder.&lt;BR&gt;Delikanlı: Kimsin sen? Sorularıma cevap verebilecek misin?&lt;BR&gt;Hoca: ALLAH'ın bir kuluyum ve Onun izniyle sorularına cevap verebileceğim.&lt;BR&gt;Delikanlı: Emin misin? Proferserler bile cevap veremedi bana.&lt;BR&gt;Hoca: ALLAH'ın izniyle cevap vermeye çalışırım&lt;BR&gt;Delikanlı: 3 sorum var 1. ALLAH yaşıyor mu? öyle ise şeklini bana göster&lt;BR&gt;2. Takdir (kader) nedir?&lt;BR&gt;3. Eğer şeytan ateşten yaratıldıysa neden cehenneme yollanıyor, cehennemde&lt;BR&gt;ateş dolu değil mi? Ateş ateşi nasıl yaksın. Tanrı bunu düşünemedi mi?&lt;BR&gt;Bu arada, aniden bizim hocamız delikanlının başı üzerinde bir saksı kırar.&lt;BR&gt;Delikanlı canı yana yana sorar; Neden&amp;nbsp; sinirlendin ki?&lt;BR&gt;Hoca: Sinirlenmedim. Bu benim üç soruna bir cevabım der.&lt;BR&gt;Delikanlı: Hiç birşey anlamadım.&lt;BR&gt;Hoca: Nasıl hissetin kendini saksıyı başında kırınca&lt;BR&gt;Delikanlı: Tabii ki, fena bir acı hissettim.&lt;BR&gt;Hoca: Yani, acının varlığına inanıyor musun?&lt;BR&gt;Delikanlı:Evet&lt;BR&gt;Hoca: Bana bu acının şeklini göster ozaman!&lt;BR&gt;Delikanlı: Gösteremem.&lt;BR&gt;Hoca: Bu benim ilk cevabım. Herkes&amp;nbsp; ALLAH'ın varlığını hisseder ama ALLAH'ı göremez.&lt;BR&gt;Hoca: Dün gece rüyanda benim başında saksı kırdığımı gördün mü?&lt;BR&gt;Delikanlı: Hayır.&lt;BR&gt;Hoca: Bugün böyle birşey ile karşılaşacağını hiç düşündün mü? aklından geçti mi?&lt;BR&gt;Delikanlı: Hayır&lt;BR&gt;Hoca: Bu işte takdir dir (kader)&lt;BR&gt;Hoca: Biz neyden yaratıldık? topraktan yaratılmış değil miyiz ?&lt;BR&gt;Delikanlı: Evet böyle denir.&lt;BR&gt;Hoca: E o zaman ? Saksıda topraktan yapılmadı mı? A.. ( &lt;a href=&quot;http://sehadetedavet.blogcu.com/dini-hikayeler-ve-kissalar_7287261.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 01 Feb 2008 00:02:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title></title>
            <link>http://sehadetedavet.blogcu.com/7287161.html</link>
            <guid>http://sehadetedavet.blogcu.com/7287161.html</guid> 
            <description>&lt;P align=center&gt;&lt;B&gt;AZRAİL'İN CAN ALIŞI&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;/STRONG&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;/STRONG&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;B&gt;Cenab-ı Hak, Azrail aleyhisselâma:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;«Ya Azrail! Bir kimsenin ruhunu alırken hiç üzüldüğün oldu mu?», diye sordu. O:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Ya Rabbi her şey Sana malûm... Yalnız bir kulunun ruhunu alırken çok üzüldüm. O da bir gemi dalgalar arasında parçalanıp batmıştı. Fakat o gemide kundakta bir bebek vardı. Anasının ölümü em-rolunmuştu. Bebeğin. annesinin ruhunu alırken çok üzüldüm. Sonra o, bebek bir tahta parçasının üzerinde karaya çıkarak kurtuldu ve öksüz kaldı, dedi.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bu sefer Hakteâlâ: «Sevinerek ruhunu aldığın bir kimse hatırlıyor musun?» diye sual etiğinde, Azrail (a.s.):&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Evet Ya Rab! Zalim bir hükümdar vardı. Halk ondan bîzar kalmıştı, işte o zalim Sultanın ruhunu kabzederken de sevindim, dedi. ALLAH (c.c.):&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;«Kim olduğunu hatırlıyor musun, o zalim padişahın?»&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Azrail aleyhisselâm:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hayır hatırlamıyorum Ya Rab, deyince Cenabı Hak şöyle buyurdu:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;«Hani o anasının canını üzülerek kabzettiğin bebek var ya, işte odur o zalim padişah!..»&lt;/B&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;/P&gt;.. ( &lt;a href=&quot;http://sehadetedavet.blogcu.com/7287161.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 01 Feb 2008 00:00:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title></title>
            <link>http://sehadetedavet.blogcu.com/7286861.html</link>
            <guid>http://sehadetedavet.blogcu.com/7286861.html</guid> 
            <description>&lt;P align=center&gt;&lt;B&gt;DUL KADIN VE YAHUDİNİN İMANI&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;B&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bir bayram arefesinde, dul bir kadın yanında babadan yetim kalmış çocuğu ile zengin bir hacının dükkanına girerek, ALLAH rızası için yardım istedi. Hacı fakir kadına yardım etmediği gibi:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;- Bıktım sizden nedir bu iş.. Ben sizin için mi çalışıyorum. Defol şurdan, diyerek kovdu.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hacıdan hiç ummadığı bir şekilde cevap alarak kapı dışarı edilen kadıncağız, melül- mahzun oradan ayrılıp giderken, hacının karşısında, aynı mağazadan bir dükkanın sahibi olan yahudi, o fakirin ızdırabını anladı .&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;- Nedir hanım, hacı size niçin bağırdı?, diye sordu.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İmanlı ve şuurlu bir kadın olan fakirceğiz, Yahudiye hacıyı şikayet etmek yerine :&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;- O benim büyüğümdür. Döver de, kovar da, sana ne oluyur ey kefere! diye cevap verdi.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Fakat Yahudi durumu anlamıştı. Kadını ısrarla dükkana çağırıp, ne isterse almasını, kendisine ve çocuğuna olacak elbisenin kendisinde bulunduğunu hatta hacınınkinden daha iyisini kendisinden alabileceğini söyleyerek dükkanına getirdi. Dul kadın ve yetim çocuk Yahudinin dükkanından beğendikleri elbiseyi giydiler, kuşandılar ve kadın Yahudiye :&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;- ALLAH sana iman nasip etsin. Sen bizi giydirdiğin gibi ALLAH da sana Cennette köşkler verip Cennet elbiseleri giydirsin, giblerden dua etti, yanındaki masum çocuk da, anasının duasına amin, dedi. Şen şakarak oradan ayrılıp gittiler.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Dul ve yetimi dükkanından kovan hacı, o gece bir rüya gördü. Rüyasında kıyamet kopmuş ve kendis cennete girmişti. Cennette gezerken gayet güzel, gözleri kamaştıran bir köşk gördü. Baktı ki, köşkün kapısında kendisnin ismi yazılı idi. diyerek köşkün kapısından içeri girmek istedi. Fakat kapıda bekçi olarak bekleyen melekler hacıyı içeri almadılar.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;- Giremezsin hacı, dur bakalım nereye gidiyorsun? dediler.&lt;BR&gt;</description>
            <pubDate>Thu, 31 Jan 2008 23:56:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Çanakkale&amp;#8217;de destanlar yazan bir mücahid: SEYİT ONBAŞI </title>
            <link>http://sehadetedavet.blogcu.com/canakkale-de-destanlar-yazan-bir-mucahid-seyit-onbasi_4468031.html</link>
            <guid>http://sehadetedavet.blogcu.com/canakkale-de-destanlar-yazan-bir-mucahid-seyit-onbasi_4468031.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Düşman zırhlılarından bir tanesi (Ocean) sağa sola alev kusarak hızla ilerliyordu. Seyit Onbaşı, hemen istihkamdaki toplara bir göz attı. Bir tanesi dışında hepsi kullanılamaz derecede hasara uğramıştı. Çalışır vaziyette olan topa ait mermileri kaldırıp namluya sürülmesine yardımcı olan vinç tertibatının parçalanmış olduğunu fark etti. Ama birşeyler yapmalıydı...&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;/STRONG&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Çanakkale savaşlarında komutanından erine kadar herkes, çok büyük bir gayretle savaşmıştı. Dost düşman herkes bilir ve ifade eder ki, yaptıkları savaşın bir &amp;#8216;cihad&amp;#8217; olduğunun şuuru içinde olan Türk Askerleri, ellerinden gelen ve insan olarak yapmaları gereken tüm gayretleri gösteriyorlardı. &lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;/STRONG&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Bir İngiliz yazarı 18 Mart 1915 günü yapılan büyük deniz savaşında Türk topçusunun gayretlerini şöyle anlatır:&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;&amp;#8220;Türk askerlerinin yedi saatlik uzun bombardıman sırasındaki tutumları hayranlık uyandırıcıdır. Gelibolu kıyısında, Kilitbahir&amp;#8217;deki Türk topçusunu izleyenler, onların önüne geçilmez bir inançla savaştığını, askerler top başına koşarken imamların dua okuduklarını anlatır. Burada görülen, savaşın alışılmış heyecanının da ötesindedir. Türk askerleri bir dini heyacan, kafire karşı savaşmanın getirdiği bir duygunun etkisindedir. Bu nedenle uçuşan şarapnellere ve patlıyan mermilere aldırmaksızın kendilerini ileri atarlar.&amp;#8221; (Gelibolu, Alan Moorehead, şubat 2002, Doğan Kitapçılık- sahife 66)</description>
            <pubDate>Sun, 28 Oct 2007 20:13:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>HoŞGeLDİN RAMaZAN..</title>
            <link>http://sehadetedavet.blogcu.com/hosgeldin-ramazan_4157518.html</link>
            <guid>http://sehadetedavet.blogcu.com/hosgeldin-ramazan_4157518.html</guid> 
            <description>&lt;P align=center&gt;&amp;lt;&amp;lt;&amp;lt;RaMaZaN AYıNıN ÖZeLLiKLeRi&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;Ibadetler belirli vakitlerde yapilir .Farz olan orucun&amp;nbsp; vakti Ramazan ayidir. Ramazan ayinin dinimizde büyük bir önemi ve diger aylar arasinda seçkin bir yeri vardir . Bu sebeple oruç konusuna geçmeden önce Ramazan ayinin tasidigi özellikler hakkinda bilgi vermek yararli olacaktir.&lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;Bu özellikler kisaca sunlardir:&lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;1. Insanligi karanliklardan çikarip aydinliga kavusturan, Rabbimizin son mesaji Yüce kitabimiz Kur'an-i Kerim, bu ayda yeryüzüne inmeye baslamis ve böylece insanlik için yepyeni ve mutlu bir dönem baslamistir.&lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;Bu gerçek. Kur'an-i Kerim'de söyle bildirilmistir:&lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;&quot;Ramazan ayi ki onda Kur'an, insanlara yol gösterici ve dogruyu yanlistan ayirici belgeler olarak indirildi. &quot; (7)&lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;Kur'an-i Kerim Ramazan ayinda inmeye basladigi için bu ay. bir anlamda Kur'an ayidir. Kur'an-i Kerimi Peygamberimize getiren büyük melek Cebrail, her yil Ramazan ayinda Peygamberimize gelir ve o güne kadar nazil olan Kur'an ayetlerini karsilikli olarak birbirlerine okurla.. ( &lt;a href=&quot;http://sehadetedavet.blogcu.com/hosgeldin-ramazan_4157518.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Sep 2007 17:23:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>ORUÇTAKİ GÜZELLİKLER..</title>
            <link>http://sehadetedavet.blogcu.com/oructaki-guzellikler_4157470.html</link>
            <guid>http://sehadetedavet.blogcu.com/oructaki-guzellikler_4157470.html</guid> 
            <description>
&lt;P align=center&gt;&lt;STRONG&gt;Alimler demişlerdir ki: oruç ve açlıkda on güzel haslet vardır: &lt;BR&gt;&lt;/STRONG&gt;&lt;BR&gt;1. Açlıkta kalb safası, gönlün hakka inkıyadı, göz keskinliği vardır. &lt;BR&gt;Tokluk ise aptallık ve tenbellik verir, basireti kör eder. Dimağda buharı fazlalaşdırır, bu sebeble kalbde bir ağırlık olur. Söylenen fikirlere intikal ve intibak edemez, esrarı anlayamaz. &lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;&lt;BR&gt;2. Açlıkta rikkat-i kalb olur. Kalb safası da insanı münacatın lezzetini idrak etmeye hazırlar, zikrinin ve sair ibadetlerinin te'sirini görür. &lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;&lt;BR&gt;3. Kalbde züll ü inkisar olur, şımarıklık gider. Cenab-ı Hakk da hadîsi kudside: &quot;Ben, benim rızam için kalbi münkesir olanlarla beraberim&quot;, buyurmuştur. Lüzumsuz ferah ve tuğyanın başlangıcı olan, aynı zamanda büyük mahrumiyetlerin sebebi olan iftihar ve böbürlenme duygusu gider. Nefis açlıkla kırıldığı kadar hiç bir şeyle kırılmaz. &lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;&lt;BR&gt;4. İnsan açlıkda belaları unutmaz, zararlara ve afetlere duçar olanları unutmaz. Tok olan açları unutur, aç olanlar ise açlığın ve belaların elemlerini bilirler. Elemli fakirleri ve zayıfları unutmazlar. &lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;&lt;BR&gt;5. Açlık bütün ma'siyet arzularını kırar, devamlı kötülüğü emreden nefsin (nefs-i emmarenin) üzerine basar. &lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;&lt;BR&gt;6. Açlık, insana betaet ve hamakat veren fazla uykuyu defeder. Çok yiyen ise çok içer, çok içen çok uyur, çok uyuyanın gafleti artar. Kimin gafleti artarsa hüsran.. ( &lt;a href=&quot;http://sehadetedavet.blogcu.com/oructaki-guzellikler_4157470.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Sep 2007 17:10:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Tarihten Alacağımız Dersler Var..!</title>
            <link>http://sehadetedavet.blogcu.com/tarihten-alacagimiz-dersler-var_4049664.html</link>
            <guid>http://sehadetedavet.blogcu.com/tarihten-alacagimiz-dersler-var_4049664.html</guid> 
            <description>&lt;P align=center&gt;&lt;STRONG&gt;&amp;nbsp;Tarihten Alacağımız Dersler Vardır&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;U&gt;&lt;STRONG&gt;...Bunları Biliyormusunuz...&lt;/STRONG&gt;&lt;/U&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;&lt;U&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Ağaca Asılan Zekat Parası&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;&lt;/U&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Fatih Sultan Mehmet Han devrinde bir Müslümanın. günlerce dolaşıp yıllık zekatını verebileceği fakir birini arayıp bulamadığını&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Bunun üzerine zekatının tutarı olan parayı bir keseye koyarak Cağaloğlu'ndaki bir ağaca asıp, üzerine de:&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;&quot;Müslüman kardeşim, bütün aramalarıma rağmen memleketimizde zekatımı verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen hiç tereddüt etmeden bunu al&quot; diye yazdığını..&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Ve bu kesenin üç ay kadar o ağaçta asılı kaldığını...&lt;/P&gt;&lt;/STRONG&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;/STRONG&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;&lt;U&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Bediüzzaman,ın Rızık Hususundaki Hassasiyeti&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;&lt;/U&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin 1924 yılı yazında Van'daki Erek dağına çıkarak bütün vaktini tesbihat ve münacat ile geçirdiği günlerde, yanında bulunan talebelerinin dağlardaki yaban elmaları.. ( &lt;a href=&quot;http://sehadetedavet.blogcu.com/tarihten-alacagimiz-dersler-var_4049664.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Thu, 30 Aug 2007 12:10:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>---BERAAT KANDİLİ---</title>
            <link>http://sehadetedavet.blogcu.com/beraat-kandili_4020392.html</link>
            <guid>http://sehadetedavet.blogcu.com/beraat-kandili_4020392.html</guid> 
            <description>&lt;P align=center&gt;&lt;STRONG&gt;---BERAAT&amp;nbsp; KANDİLİ---&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P align=center&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;Tefsirlerde bu gece ile ilgili olarak şu şekilde izahlar yer almaktadır: Vergi ödendiği zaman nasıl ki vergi borçlusuna borcundan kurtulduğunu gösteren bir belge veriliyorsa, Allah Azze ve Celle de Berat Gecesinde mü'min kullarına berat yazar. Zaten bu gecenin dört adı vardır: &quot;Mübarek Gece&quot;, &quot;Berae Gecesi&quot;, &quot;Sakk Gecesi. Belge ve senet. (Allah Teala bu gece mü'min kullarına beraet yazar)&quot;, &quot;Rahmet Gecesi.&quot;&amp;nbsp;&lt;BR&gt;&quot;Berat, beraet&quot; kelimesi &quot;el-berâe&quot; kelimesinin Türkçedeki kullanılış şeklidir. Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir.&amp;nbsp;&lt;BR&gt;&quot;Berâet&quot; iki şey arasında ilişki olmaması, kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması anlamına gelmektedir. Mü'minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup İlâhî bağışa ermeleri umulduğu için de Beraat Gecesi denmiştir.&amp;nbsp;&lt;BR&gt;Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'dan Mekke'deki Kabe istikametine çevrilmesinin Hicretin ikinci yılında Beraat Gecesinde gerçekleştiğini kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;/P&gt;&lt;/STRONG&gt;
&lt;P align=center&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;U&gt;Şöyle denilmiştir:&lt;/U&gt; &lt;/STRONG&gt;&lt;STRONG&gt;Yeryüzündeki müslümanların iki bayram günü olduğu gibi, göklerdeki meleklerin de iki bayram gecesi vardır. Meleklerin iki bayram gecesinden biri, Şâban ayının on beşinci gecesi olan Beraat gecesi; diğeri ise Kadir gecesidir.&amp;nbsp;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Müslümanların iki bayram günü ise; Ramazan ve kurban bayramı günleridir. Bu sebeple Şâban ayının on beşinci gecesi olan Beraat gecesi meleklerin bayram gecesi olarak isimlendirilmiştir.&amp;nbsp;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Ber.. ( &lt;a href=&quot;http://sehadetedavet.blogcu.com/beraat-kandili_4020392.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 27 Aug 2007 11:48:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>BATIL...</title>
            <link>http://sehadetedavet.blogcu.com/batil_3832166.html</link>
            <guid>http://sehadetedavet.blogcu.com/batil_3832166.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Tarih ilminin konusu, zaman içerisinde meydana gelen hadiselerdir. İbn-i Haldun Makaddime isimli eserinde: &quot;Tarih , yaşanan zamanın ve hâlin aynasıdır. Tarihi hadiselere hâkim olan kanunlar hiçbir zaman değişmez. İçinde yaşadığımız hâl, maziyi aksettirir.&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;&amp;nbsp;Esasen yaşanan hayatın geçmişe intikal eden kısmına tarih denilmektedir. Onun için günlük hayatımızı, geçmişten tecrid edemeyiz. Tarihi ve geçmişi iyi öğrenmek, hal ve istikbal hakkında sağlam tesbitler ve doğru teşhisler yapılmasına imkân verir.&quot; diyerek, üzerinde iyi düşünülmesi gereken noktalara işaret etmektedir. Tarih sahasında tartışılmaz bir otorite olan el-Şehristani'nin meşhûr eserinin ismi el-Milel ve'n-Nihal'dir. Bilindiği gibi nihal &quot;nıhle&quot;nin çoğuludur. Nıhle ise, &quot;kupkuru zan ve vehim&quot; mânâsına gelir. Dolayısıyla &quot;el-milel&quot;, vahye dayanan dinlerin (milletlerin) tarihi, &quot;en-nihal&quot; ise, vahye dayanmayan ideolojilerin ve sistemlerin tarihi mânâsınadır.&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;/STRONG&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Tarihi bu iki temele oturtmadığımız müddetçe, doğru sonuçlar elde etmemiz imkânsızdır. Zira Hz. Âdem (as) ile başlayan insanlık tarihi, hak ile bâtılın mücadelesine dayanır. Hz. Âdem (as)'den, Resûl-i Ekrem (sav)'e kadar devam eden dönem içerisinde bütün peygamberler, yeryüzü müstekbirlerine karşı cihad etmiş ve adâleti ayakta tutmaya çalışmışlardır. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de &quot;Andolsun ki, biz peygamberlerimizi açık açık belgelerle gönderdik ve insanların adâleti ayakta tutmaları için beraberinde kitabı ve mizanı da indirdik.&quot;(1) hükmü beyan buyu.. ( &lt;a href=&quot;http://sehadetedavet.blogcu.com/batil_3832166.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 08 Aug 2007 17:55:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>FESAD NeDiR..?</title>
            <link>http://sehadetedavet.blogcu.com/fesad-nedir_3832127.html</link>
            <guid>http://sehadetedavet.blogcu.com/fesad-nedir_3832127.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Arapça olan fesad kelimesi, Fe-Se-De fiil kökünden gelir. Lûgatta: &quot;Herhangi bir şeyin itidalden (faydalı ve âdil olmaktan) çıkması(1) mânâsınadır. Fahruddin-i Razi: &quot;Fesad, bir şeyin faydalı olmaktan çıkmasıdır. Bunun zıddı ise,salâhtır.&quot;(2) şeklinde tarif etmiştir. Usûl-i fıkıh kitaplarının tamamında &quot;maslahat&quot; üzerinde hassasiyetle durulur. Genellikle maslahatlar; &quot;zarûriyat, hâciyat ve tahsiniyat&quot; kısımlarına ayrılmıştır.(3) Maslahat Arapça bir kelime olup Sa-Le-Ha fül kökünden gelmektedir. Bu fesadın zıddı olup, iyi olma, düzelme, menfaat ve iyiliğe vasıta olma gibi mânâlara gelir.(4) Zıddı ise, mefsedettir.İslâm dini insanların canlarını, mallarını, akıllarını, dinlerini ve nesillerini korumayı &quot;zaruriyat&quot; mertebesinde görmüştür. Bu sebeple dinî hükümler; maslahatı celb ve mefsedeti (fesadı) defetme esasına dayanır. Nitekim İslâm ûleması: &quot;Had cezalarının tatbikinden maksad, insanlığı fitne ve fesaddan kurtarmaktır.&quot;(5) diyerek, bu inceliğe işaret etmişlerdir.Hevâ ve heveslerini ilâh edinen insanlar, yeryüzünde kendi keyiflerine göre bir sistem kurmayı arzu ederler. Dünyevî şehvetlerini ve hırslarını tatmin için her yola başvururlar. Hedeflerine varabilmek için hiç bir kaide ve kural tanımazlar. Diğer insanların haklarına ve hürriyetlerine tecavüz ederler. İşte yeryüzünde fesadın kaynağı budur. İbn-i Kaffâl (ra)'m &quot;fesad&quot; ile ilgili açıklamasında bu nokta sarihtir: &quot;Allahû Teâla (cc)'ya açıkça isyan, yeryüzünü fesada vermek olarak kabul edilmiştir. Çünkü İslâmî hükümler; insanlar için va'az olunmuş bir takım kanunlardır. İnsanlar buna sımsıkı sarıldıkları zaman, düşmanlık ortadan kalkar ve herkes kendi ameliyle meşgul olur. Böylece hem yeryüzünün, hem de orada yaşayan insanların salâhı gerçekleşir. Ancak insanlar İslâm'a sımsıkı sarılmayı bırakıp, herkes kendi nefsinin arzuladığı şeyleri yapmaya başlarsa, o zaman fesad ortaya çıkar.&quot; Mesele bu açıdan ele alındığ.. ( &lt;a href=&quot;http://sehadetedavet.blogcu.com/fesad-nedir_3832127.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 08 Aug 2007 17:52:00 +0300</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://sehadetedavet.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>